Saturday, November 29, 2008

bana bu da gecer de - 2: Canadian edition

Hafiye'nin "bana bu da gecer de" baslikli yazisini okuduktan kisa sure sonra bu haberi okudum Toronto Star gazetesinde. Sehrimiz bildiginiz plastik alisveris torbasi icin 5 cent odememizi ongormus. Loblaws gibi WalMart wanna-be'ler de ustune atlamis. Ben olsam sirket sahibi ben de atlardim. Gerizekaliligin bu kadari! Ben zaten plastik cantami (cantalarimi) alip gidiyorum alisverise, gereksiz torba kirliligi olmasin diye. Ama ekstra posetleri de cop torbasi yapiyordum. Simdi alisveris esnasinda bir de cop torbasi almak zorunda kalacagim.

Environmental footprint onlenecekmis bununla. Canada'nin yesile katkisi artacakmis. Canada'nin yesile katkisinin artmasini isteyenlerin aklina neden acaba ilk once milyonlarca dolarin dondugu grocery chain'ler geliyor da, her yil East Coast'ta kafalarina vura vura oldurulen bebek foklar gelmiyor? Butun dunya bu katliami izleyip bizi kinarken, pek sevilip ikinci kez secilen konservatif partimizin plastik torbalarla ugrasip, bebek foku katliamini ikinci plana atmasi bende de "bana bu da gecer de" ters peristaltik hareketi yasatti: yazayim da kusayim!

Friday, November 28, 2008

Friday, November 21, 2008

So you think you can dance?

Cable TVmi iptal ettireli aylar oldu. Basic Cable almistim Canada'ya geldigimde. Hepi topu 30 kanal var, bunlarin yarisi shop TV, gereksiz reklam, bi kismi Gospel Channel, hababam Sister Act seklinde kilise muzigi, bir kismi gunde on saat cince, bes saat italyanca, kalaninda da portekizce, moldovaca falan yayin yapar. Geriye kalir uc bes kanal, onun icin de her ay $30 bayilamayacam, zaten televizyon izleyen kim!

Neyse iste, iptal ettikten sonra kablolu yayini zimbirti bir anten alip televizyonun ustune kondurdum. Baktim ki hala 8-9 kanal soyle boyle cekmekte. Fransizca istersem Radio Canada calismakta cam gibi, CTV ve City TV (bkz Show TV, ATV, Kanal D) de izlenilir seviyede. Yirmiucuncu katta oturmanin faydalari da olabilir tabii bunlar.

Neyse efendim, uzun lafin kisasi, guzide CTV kanalimizda her carsamba aksami yayinlanan, persembe geceleri de elemeleri yapilan "So you think you can dance - Canada" hastasi olmusum farkina varmadan. Israrla her Carsamba Fransizca dersi sonrasi (7:20de biter) kendimi soluk soluga eve atiyorum saat 8deki showu yakalamak icin. -15C soguktan beyin tellerim uyustugu icin ekteki goruntuler isitiyor biraz! Amerika'dan ulkemizi ziyarete gelen juri uyesinin gorusu: Apparently, you guys don't have to censor at all here in Canada! There's now way that this funk jazz performance could be broadcasted in the States.

Conservatif partimiz henuz ikinci kez kazanmis olsa da cok liberal ulkeyizdir. Takmayiz boyle seyleri kafaya.



Across The Universe

Muhtesem diyemiyorum, ama kotu de diyemiyorum. Gorsel olarak shock olmadim ama bazi bolumler gorsel olarak cok hosuma gitti. Cast genc yeteneklerden, gelecek vaadedenlerden secilmis. 60larin unutulmaz sarkilarinin yeni versiyonlari hala kulagimda cinlamakta. Alayli Broadway muzikali deseniz olmaz, 60larin documentary'si sensakrak anlatilmis deseniz yine uymaz, Grease farkli bir zamanin Amerikasi'nda cevrilmis desek cok kopyaci ve basit kalir bu filmi anlatmaya. Ama belki de filmin muzikal karakterini dusunup soyle diyebiliriz: Moulin Rouge ve Hair sonunda Chicago'ya bir kardes verdiler!

Modern zaman muzikalleri artik 2-3 senede bir dev ekrana yansiyor. Aslinda ne kadar muzikal bilgin var ki deseniz oturup kalirim. Hepi topu bildiklerimi zaten yazmisim yukarida. Bir de canli izlediklerim vardir belki. Ama en azindan gurultu koparanlar sayili, burasi kesin. 2007 Canada yapimi bu film ne kadar gurultu kopardi bilmiyorum, ama cok kotu ratingler almamis anladigim kadariyla.

Filmin slogani Beattles'in unutulmaz sarkilarindan "all you need is love". IMDB ise filmi soyle ozetlemis: The music of the Beatles and the Vietnam War form the backdrop for the romance between an upper-class American girl and a poor Liverpudlian artist. Ama sakin bu aciklamadan yesilcam klasigi "fakir cocuk, zengin kiz" anlasilmasin, ya da Titanic falan. Bu film tamamen farkli, ve izlenmesi de tarafimdan onerilir. Kisaca, biraz romantizmden hoslaniyorsaniz, biraz 60larin amerikasinda Vietnam ve hippilerin nasil barindigini ilginc gorsel efektler ve donemin sarkilari ile izlemek istiyorsaniz, biraz da Beattles severi iseniz kacmaz bir film.

Saturday, November 8, 2008

Welcome to Fabulous Las Vegas, Nevada

Haziran'da yazmisim en son, cok uzun zaman olmus, parmaklarim nasir tutmus. Bu blog biraz traveller's diary gibi olacak ama Las Vegas'i yazmadan da edemeyecegim. Bizim sirketin bir fuari vardi Las Vegas'ta ekim sonunda. Baktim Rifat da alamanya'dan US'i ziyarete gelmekte, hemen actim telefonu Washington DC muhabirimiz Amanda'ya: geliyosunuz! Otel parasi odemek yok, Treasure Island (=TI)'da kalacaz!

Persembe sabahi 5 am'de kalktim, 7:30daki ucaga yetismek icin. Toronto saati ile 5 am, Las Vegas saati ile 2 am. Ucak sehre yaklasirken pencereden baktim. 15 dakka once baktigimda hala col gorunuyordu. Obamerikalilar bildiginiz colun ortasina sehir kurmuslar. Nasil oluyor da oluyor diye dusunurken ucak indi, havaalani pencerelerinden piramitleri ve Eiffel kulesini yanyana gorunce iyice dumur oldum. Baska hicbir sehirde havaalanini sehre bu kadar yakin yapmamislardir, yurusen varirsin piramite yani, o derece!

Shuttle ile ($6.5) otele ulastim. Taksi de $22 tutmakta ama sure olarak ayni, cunku sehirde trafik akillara zarar, bildiginiz Istanbul trafigi. Varmadan iki gun once oteli arayip double queen bed olayini check etmek istemistim (Amanda ve Rifi geldigi icin), telefonu "hello, TI" diye acmislardi, resepsiyonda da ayni muhabbet. Bu amerikalilarin "kisaltma" olayina hastayim. Nerdeyse benim de "AK, TC'den (Toronto, Canada)" geliyorum diyesim geldi.

Oteli (ve diger otelleri de) oyle bir dizayn etmisler ki odaniza cikaracak asansore ulasmak icin Casino'yu boylu boyuna turlamaniz gerekiyor. E insan o kadar makinayi gorunce de oynamak istiyor tabi! Neyse ilk gun is guc fuar kosturdum. Aksamina Bellagio'da sirket yemegine gittim. Bildiginiz 5 metrekarelik tabagin ortasinda 1 santimetrekarelik yemegin sunuldugu, italyan saraplarinin sisesinin 200 dolarlardan basladigi bence yeterince gereksiz ve anlamsiz bir robbery aksam yemegi senaryosu. Amanda ve Rifi "biz geldik" diye text gectiklerinde hemen cesitli bahanelerle 26 dolarlik cordon bleu'mu hizla fondip yapip ortamdan uzaklastim. (neden herseyin fiyatini yaziyosun diyenler olabilir, sirf gereksizligini gorun diye yaziyorum!)

Amanda ve Rifi ile 14uncu kattaki odamizin koridorunda bulustuk, saril koklas refresh et, hemen casino'ya bara indik. O da ne? barda otururken bile kumar oynamak mumkun, ickinizi koydugunuz yer cam ve gambling machine. Ustume iyilik saglik!

Bolca espriler, eski anilar, hawaili barmen amcanin sihirbazlik numaralari derken, cluba gidelim dansedelim oldu bizimkiler. Eueee, ben sabah 8:30 am kahvalti 10 am toplanti. "Vegas'a geldin uyuyacak halin yok herhalde" seklinde kandirildim. Aslinda bu cumleye bile ihtiyacim varmiydi bilmiyorum, cok hazirdim kandirilmaya... "E ben de bir icki icer donerim o zaman" oldum.

Bejinci veya altinji icki zonrasi (it's not a spelling mistake!) baska bir cluba gitme karari alindi. Krave denen bu club kapanmadan (ve cumartesi gecesi icin isimlerimiz VIP liste kaydedildikten sonra) Piranha denilen baska bir clubda tepinmeye devam edildi. Las Vegas'ta night clublarin orada yasayanlara bedava ama turistlere $20 cover seklinde olmasi kaniksandi.

TI'a geri donuldugunde saat 5-6 am gibi birseydi. Odaya gitmek icin casino'dan gecmeniz gerektigini yukarida belirtmistim degil mi? Peki, odaya cuma sabahi 7:30 am'de dondugumu belirtmis miydim? Shit! 8:30 am kahvalti, 10 am toplanti. Uyumadim tabii...

Butun cuma yine fuar gezildi is yapildi. Taaa ki 2 pmde sol dizim iflas edene kadar. Fuar terk edildi otele donup dinlenme karari alindi. Tam otele donerken Amanda ve Rifi ile karsilasildi. Haydi simdi gezme zamani denildiginde ben officially topalliyordum...

Aksam 7'ye kadar gezildi. 7 pm'de "Le Reve" ismindeki show izlendi. Pecetelerle agiz sulari silindi iki saat kadar! 10:30 gibi coktan horlamaya baslamistim.

Cumartesi sabahin korunde kalkildi. Tum oteller topallayarak itina ile gezildi, dost-dusman catlatacak fotolar itina ile cekildi. Cumartesi aksami da VIP listinde oldugumuz Krave'de hayatimde duydugum en iyi club music esliginde ve agriyan bir diz ile tepinildi.

Las Vegas:

- I don't think it's on earth. I felt like I was on another planet.

- Her asansore bilndigimde gelinlikli bir kiz gormekten bay geldi.

- Ekim sonunda 30C hava sicakligi cok iyi geldi.

- Amerika gibi icsel mekanlarda sigara icilmesini ilk yasaklayan bir ulkede her yerde fosur fosur sigara icilebiliniyor olmasi, ama bunu sigara icmeyenlerin bile hissedememesi saskinlik yaratti

- Tavanlarin gokyuzu seklinde boyanmasini, havaya habire oksijen pompalanmasini, ve gorunebiliecek hicbir yerde duvar saati olmamasini bir sure sonra anlamaya basladim.