Thursday, April 10, 2008

Sawyer (according to stars)

Basligi okuyup da Brad Pitt veya Nicole Kidman’in hakkimda neler soylemis oldugunu okuyacaginizi saniyorsaniz feci sekilde yaniliyorsunuz (onlari baska bir yaziya sakladim!). Burada blog yazarinin astrolojik haritasini tartisacagiz bilgimiz elverdigince, ve sizlerin de yardimiyla (interaktif blog dedigin de boyle olur!). Aslinda bu basligi "ipligi pazar cikarmak" seklinde atsam daha dogru olurdu herhalde.

Komsu blog Hafiye’nin astroloji meraki malum. Delta’da calisirken bol miktarda bos vakti oldugu icin arkadasimizin (bu sirket niye iflas etti diye dusunup dururdum ben de) astroloji’ye daha o zamandan merak sarmisti. Gel gun, git gun, bu merak buyudu, yakin cevresinin astroloji haritalarini cikarmaya basladi. Hatta o seviyeye geldi ki kendisini bu konuda is kurmaya, astrolojik web sitesi acmaya davet etmeye basladi kankalari (sawyer da dahil). Tartisacagimiz yildiz haritasi da Hafiye tarafindan ozenle hazirlanmis bilgiler icermekte. Voila! Sawyer according to stars:

Sawyer’in akrep burcu oldugu yetmiyormus gibi, yukseleni de akrep. Yani surekli disari vurdugum hirs ve gururumun yaninda muthis bir duygusal derinligim ve karmasam varmis. Bir seye kafayi taktim mi sessiz ve derinden de olsa mutlaka elde edermisim. Katildim. Dogru. Benim hic tutun tarlasinda OYS’ye hazirlanip, sonra da tutun kirarken OYS ilk 100une girdigini ogrenen arkadasim olmadi mesela. Hatta bunu sonuclar aciklandiktan 2 gun sonra ogrenmistim, cunku tarla ile postane arasindaki tek ulasim motosiklet kullanan amcamdi ve o da ancak iki gun sonra getirebilmisti mektubu. Sawyer ayrica daha sonraki yillarinda farketti ki, ingilizceyi, bu dili ogrenmeye duydugu hirstan dolayi, anadolu lisesine gidenlerden daha iyi yazip konusuyordu. Gerci duella sonralari bunun Sawyer'in dil ogrenme yetenegini yoneten beyin hucreciklerinin cok calismasina bagli oldugunu soyleyecekti, ama ben hala hirs olduguna inaniyorum.

Yeni tanidigim insanlara biraz kuskuyla yaklasiyormusum (iclerini ogrenene kadar), ama insanlarla samimi bir bag kurdugumda da onlara muthis bir sadakatle baglaniyormusum. Dogru. Oyle bir sadakat ki, onlardan da aynisini bekler hale geliyormusum. Bu da dogru. Isin kotu olan noktasi, bu insanlardan biri bana ihanet ederse, duydugum sevgi, baglilik veya sadakat oraninda onlardan nefret ediyormusum. Uzulerek soylemek gerekirse, bu da dogru. Ilkokul caglarindan itibaren guvendigim babama, ortaokullu yillarimda beslemeye basladigim nefret o kadar buyuktu ki ancak 30lu yaslarimda asabildim. Yorum yaparken dikkatli davranin yani! :)

Bazen ic dunyam o kadar “passionate” oluyormus ki, hissettiklerimi, dusunduklerimi disariya aktarmakta zorluk cekiyormusum. Bu “passionate” kelimesi astrolojik haritamda o kadar cok geciyor ki, bazen ben bile korktum okurken! Cok hararetli bi kankayim yani anlayacaginiz (Passionate kelimesinin sex kisminda gectigi yerleri burcu ve yukseleni akrep bir insan olarak hayalgucunuze birakiyorum artik). Bu disariya vurumdaki zorluk beni muzige itmis yildizlarin diline gore. Muhtemelen o yuzden ikide bir youtube post ediyorum feysbukta, blogda, emailde orda burda. Cunku baska turlu ulasamiyorum dis dunyaya. Hissettiklerimi anlatmam cok zor oldugu icin muzikle ulasmaya calisiyorum. Bakin diyorum, adam telefon satarken opera sarkicisi oldu, kari 50 yasinda ama hala dans ediyor sikir sikir. “Volver a amar” sarkisini o kadar icten soylemisim ki, duella pansiyonuna yapistirmisti. Bir arkadas bir de burda Sezen soyle bize diye yalvarmisti Isletmenin catisinda.

Hissettiklerimi baskalarina cok belli etmez, icimde tutarmisim. Bir noktaya kadar buna da katiliyorum. Amerikanya’dan donup Turkiye’de 1.5 sene kadar acilar cekerken hala haftasonlari (isten vaktim olursa) kankalarla bulusup biseyler yapabilmeye kalkisiyordum. O kadar icimde biriktirmisim ki barsaklarimda kolit olusmus (ne demekse?). Doktor aynen soyle demisti: Senin bu stresli ortamdan uzaklasman lazim. Simdi koliti tedavi ederiz, yarin karacigerine, kalbine vurur. Ama barlarda sezen cigirirken haftasonlari, kimsenin haberi olmamistir mesela benim kolitlerden. Varmiydi haberiniz? ha?

Aslinda en onemli noktalardan bir tanesi de “compromise” noktasi. Cok hirsli ve duygulari sakli bir insan oldugum icin, ne yazik ki compromise etmedigim surece bir iliskim olamayacakmis. Bir iliskisi olsun diye “hot lips” “freckles” gibi soylemlerden vazgecemez ki Sawyer, onun karakteri bu. Neyi compromise edecem? Hele de bu yastan sonra! Bir bilen varsa anlatsin. Nasil oluyor bu compromise? Ne yapacam yani, ok canim gulum mu diyecem? Tamam sirf sen istiyorsun diye eski isyerime donecem ve kolit yapacam mi? nedir bu compromise? cildiracam.

Bu mudur yani Hafiyanim cizdigin harita: die alone! Atayim mi simdi kendimi Niagara’dan asagi? :)

PS: Fotodaki hatunlar? Biri astrolojik haritami cizdi, biri hayatimda derin iz cizdi! Ama guzel cizmisler di mi?

Saturday, April 5, 2008

Bahar yuruyusleri - 2

Bugun Baris ekibe eski arkadasi Di(g)dem’i de katti. Pek de iyi etti. Burlington’da Halton Hills diye bir yer varmis, yuruyus parkuru guzelmis. Oraya gidelim diye anlastik.

Spadina & Bloor’da bulusup, Alis’in arabayi Baris’in 666! nolu dairesinde oturdugu binanin otoparkina biraktiktan sonra, otoban fobili Alis’i Baris’in disi ve ici yeteri miktarda tozlu arabasinin alka koltuguna oturtarak Didem’i almak uzere yola koyulduk. Bizim Didem pek sen-sakrak cikti. Baris’la ikisi butun yol boyunca sakalar esliginde atistiklarindan bir turlu hangi exit’i alacaklarina karar veremediler. Hangi exit’in alinacagi kesinlestiginde de exit’i kacirdilar. Boylece benim google’dan 45 dk surdugunu ogrendigim araba yolculugu 1 saat 45 dk gibi birsey oldu. Tabii sonucta yine Burlington’a gidemeyip solugu gol kenarinda aldik. Baktik ki piknik masalari ve mangallar konmus gol kenarina. Hemen faydalanalim dedik. Didem’im mercimek kofteleri’nin goruntusunu henuz kesfederken, farkettik ki Alis’in torbalardan habire birseyler cikiyor. Zeytinyagli yaprak sarmasi, rus salatasi, 10 saat yerine 3 saat suda bekledigi icin daha sonra midelerimizde sismeye devam edecek olan barbunya, patates salatasi derken, bir de baktim enginar da cikti torbadan. Yuruyus yerine araba gezisine ciktigimizi sanmistim ben, ama orada da yanilmisim. Megerse acik hava gol lokantasina gelmisiz. Kisacasi, yuruyus bahane, yemekler sahaneydi. Alis’e ve Didem’e defalarca tesekkur edip sarmalari kofteleri kutletirken, aslinda 12 C olan hava sicakliginin gol etkisi ile birlikte -2 C oldugunu farkettik. Simdi neden hava durumunu verirlerken “10C but feels like -5” dediklerini daha iyi anliyorum.

Yuruyus parkurumuz karlarin hala erimeye devam etmesi sebebiyle engelli yuruyus parkuruna donusmustu. Hatta yeterince “flooded” olmus bir bolumu es gecmek zorunda bile kaldik (tum atlayip ziplayip geceriz cabalarima ragmen!). Sonucta, camur rengi sularin guldur guldur aktigi Credit View nehri boyunca ve henuz yesilin hakim olamadigi insan yapimi ormanin icinde 80 dk yurumusuz.


Sarmalarin ve koftelerin 80 dakikada yeterince erimis (!) olacagina kanaat getirdikten sonra turk kahvesi ve tatli almak uzere Didem’lere tesrif ettik. Didem’in kisa bacakli sirin kopegi Schoko Baris’in ayaklarini kemirirken biz de Turkiye’den ithal cezeryelerimizi kemirdik. Kahve fali bakma isini bana yiktilar. Bakalim kahve fincanlarinda gordugum yollarin kac tanesi gercek cikacak, bunlari da baska bir yazida irdeleyecegimdir :)

Friday, April 4, 2008

Planlar, planlar...

Alamanya'dan Rifatcan (gercek ismi de Rifat Can! ama biz Rifi diyelim) Amerika'ya ziyarete gelecekti. Nisanin yirmi bilmemkacinda DCye varacakti, ama o arada Amanda Hawai'den kilpayi donup yetismis olacakti. Hatta, Rifi'nin Ruty'de kalacagi, cunku Ruty'nin apartmaninin sehre daha yakin oldugu konusulmustu. Malum, Amanda'nin yazlik havuzlu Rockville bungalovundan Dupont Circle'a gitmek arabayla 40 dakika suruyor, taksi hak getire.

Benim de bu arada 29-30 Nisan'da Secaucus, New Jersey denen bir yerde fuarim cikti. New Jersey hakkinda bildigim tek sey uzaktan duyup da hic gidemedigim Casinolariyla meshur Atlantic City ve 2004 yilinda East Coast trip yaparken ve New York City (NYC) 'ye giderken gectigimiz New Jersey Turnpike Highway. Ha bir de NYC Battery Park'tan okyanus'a bakarken karsidaki binalarin New Jersey oldugu soylenmisti bana. New Jersey bilgim bundan ibaret.

Hep beraber dedik ki, hazir Rifi de daha NYC gormemis, benim de fuar var NYC'ye yakin, Ruty ve Amanda da DC'den katilir yarismaya otobusle, hep beraber 1-4 Mayis NYC yapariz. Hatta kim kiminle yatacak esprileri dondurduk. Guzel hersey buraya kadar. A reunion is on!

Ilk fireyi Ruty verdi. Kizimizin aylardir gundemde olan ama hep baska tarihe almaya calistigi Londra is gezisi gelip de bu tarihlerle cakismasin mi! Ruty dilemma ve stres olaylarina girdi. Haftanin basinda London'a gitse Rifi'yi DC'de kim karsilayacakti? Malumunuz Amanda Hawai'de Lost'un son episode cekimlerine katilmakta real Sawyer ile birlikte o tarihlerde. Bu durumda Ruty London gezisini haftanin sonlarina aldi. Bu sekilde Rifi'yle haftabasi birkac gun gecirmis olacakti. Ama bu sefer de Cuma gecesi gec donuyordu London'dan ve NYC yapmasi imkansiz gibi birseydi. Hem zaten onumuzdeki gunlerde Sawyer'i Toronto'da ziyaret edecegi icin, NYC'de tekrar gormesine de cok gerek yoktu. Boylece Ruty, NYC reunion'dan ayrilmis oldu.

Boylece Rifi ve Sawyer Carsamba gecesi NYC'de bulusacak, Sawyer Rifiye iki gun NYC gezdirecek, Amanda da Cuma gecesi onlara katilacakti. Sonrasinda, pazar gunu Sawyer La Guardia'dan Toronto'ya donerken, Amanda ve Rifi de otobusle Puerto Rico tatillerini planlamak uzere DC'ye doneceklerdi. E buraya kadar da guzel. A reunion is still on!

Bu arada ogrendik ki Rifi'nin pasaport Alamanya'daki Amerikan konsoloslugunda esir alinmis. Megerse Rifat Can isimli bir terorist aranmaktaymis! Vizenin cikmasi (tabii terorist gercekten bizim Rifi degilse???) haftalar, hatta aylar alabilirmis. Hayir madem terorist olacaktin, insan reunion oncesi soyler yani :)

Tabii bu durumda Rifi'nin American Dream %90 yatmis oldugu icin, ben de x amount of dollars cezalar odeyip donus biletimi La Guardia - Toronto yerine DC - Toronto yaptim. A reunion is NOT still on!

Long story cut short, 30 Nisan carsamba gecesi New Jersey'den DC'ye gidiyorum, 4 Mayis Pazar aksami da DC'den Toronto'ya donuyorum. O arada neler olacagi hala mechul!

Tanistirayim, bizim grubun reunionlari. Amanda'nin dedigi gibi "drama never leaves the house" :)

Wednesday, April 2, 2008

Cep telefonu kulagina yapisik dolasanlara!

Gecen hafta arkadasim Baris'in nasil olup da cep telefonu kullanmadigini dusunup, bayagi hayiflanmistik. Megerse gecerli sebebi varmis. Thanks to Baris, okumayanlar icin Radikal'den kisa kisa aktarmak istedim:

"Tıp alanında çok sayıda ödül sahibi olan İngiliz beyin cerrahı Prof. Vini Khurana, cep telefonlarının sigaradan da, asbestten de daha zararlı olduğunu ve kansere yol açtığını öne sürdü. Cep telefonu kullanıcılarına da telefonlarını mümkün olduğu kadar az kullanmaları, mecbur olmadıkça kullanmamaları çağrısı yapan Prof. Vini Khurana hükümetin de acil önlemler alması ve cep telefonu üreticilerinin radyasyon seviyesini düşürmesini sağlaması gerektiğini belirtti. Khurana, 10 yıl boyunca cep telefonu kullananların beyin kanserine yakalanma oranlarının iki kat arttığını öne sürdüğü araştırmasında, beyin kanserlerinin gelişmesinin de 10 yıl kadar süre aldığını belirtti. Bilimsel araştırmalar alanında 16 yılda 14 ödül alan ve 40'a yakın makalesi bulunan Prof. Khurana, cep telefonlarının etkileri konusunda bugüne kadar yapılmış 100'den fazla araştırmanın sonuçlarını da yeniden değerlendirdi."


Sahsim olarak, cep telefonu kulagimda dolasan bir insan olmadigim icin, hatta mecbur olmadikca cantamdan cikarmadigim icin, cok risk altinda oldugumu sanmiyorum. Ama alisveris yaparken, bir t-shirt almak icin bile iki saat arkadaslariyla veya annesiyle telefonda konusan genclerin 10 sene sonra beyin kanseri olacaklarini dusunmek biraz aci verici. Umarim bu arastirmalarin sonuclari sadece "pessimist" durumlari yansitiyordur'dan baska cok diyebilecek bir seyim de yok acikcasi.

Bir de ozellikle Istanbul'da carpik kentlesme sonucu o balkona, bu terasa konan BTS istasyonlari var (BTS = Base Transmission Station). Prof. Khurana onlarin etkisini de arastirmis mi acaba? Sonucta cep telefonu dedigimiz sey o BTS'lerin yaydigi onbinlerce sinyalden sadece birini alan bir cihazcik!

Her yanimizin radyo dalgalari ile sarildigi 21. yuzyildaki bu teknoloji patlamasi ile 10 sene sonra hangi organimizin yesile donecegi mechul herhalde... Ya da degil mi artik? Konussana Khurana, deli etme adami!

Monday, March 31, 2008

Opera Idol

Paul Potts'a beni aglatmayi basardigi icin tesekkur ediyorum!

Sunday, March 30, 2008

Brunch at Queen Mother Café (6/10)

Gunesin ve baharin yuzunu iyice gostermesiyle birlikte ben de haftasonu aktivitelerine hiz verme karari aldim. Tourism Toronto’nun web sitesine gore Toronto’da 5000’in uzerinde restaurant varmis. Hepsini denemek biraz zaman alacak tabii. Ama ucundan kosesinden baslayayim dedim bugun. Isyerinden arkadasim Phil ile birlikte birbirinden renkli dukkanlari, restaurantlari ve barlari ile meshur Queen West’te brunch yapmak uzere anlastik. Secimimiz thai ve global menusunun karisimi ile meshur Queen Mother Café oldu.

Ahsap yapisi ve duvarlarindaki tarihi portreleri ile 1900’lerin Beyoglu cafélerini animsatan bir atmosferi vardi Queen Mother’in. Hatta duvarlardan birinde Istanbul ile ilgili birkac satir yazi da gozume ilismedi degil! Servisin cok guleryuzlu olmamakla birlikte hizli ve hatasiz oldugunu soyleyebilirim. Aslinda bir suredir gittigim pek cok restaurant veya café’den edindigim izlenim, bir kaci haric yaklasik hepsinde guleryuz ve musteri ile iletisim konusunda Toronto’nun biraz yol katetmesi gerektigi oldu. Bu konuya ileride tekrar deginecegim.

Yanlis hatirliyorsam duzeltin lutfen ama sanki Bogaz’da brunch’a gittigimiz gunlerde portakal suyu istendiginde baska bir aciklamaya gerek kalmaksizin sikma portakal suyu gelirdi. Ayni aliskanlikla (veya yanlis hatirlamayla) siparis ettigim portakal suyunun Kuzey Amerika’ya ozgu ve yarisindan fazlasinin buz kupleriyle dolu oldugu devasa bir bardakta konsantre olarak masaya tesrif etmesi bende hafif bir hayal kirikligi yasatti. Neyse ki ayni anda siparis etmis oldugum café au lait’nin kalitesi bu hayal kirikligini cabuk bastirdi.

Brunch Pazar gununun ilk ogunu oldugu icin, gozumuz menudeki thai basliklar yerine “Sunday brunch” basligi altindaki omletler ve bagellara takildi. Ben cirpma yumurtali “eggs your style” alirken, Phil de ne zamandir hayalini kurdugu Kanada’ya ozgu “peameal bacon” iceren “eggs benedict” aldi (aslinda peameal bacon’in en guzel yapildigi yerin St. Lawrence Market oldugunu dusunuyorum, ama o kismi baska bir yazimda anlatacagim). Siparisim kucuk bir parca kavun esliginde servis edilen haslanmis ve baharatlanmis patates parcaciklari, iki yumurta, uc parca bacon ve bir montreal bagel olarak masaya geldi.

Genel olarak cok etkilendigimi soyleyemeyecegim. En azindan brunch konusunda on uzerinden alti almayi basarabildi benden bu café. Havalar iyice isindiginda arka bahcesinde de bir brunch yapmayi hala dusunuyorum ama, veya hafta ici kucuk bir dinner. O zamana kadar: 6/10, sorry kralice anne…

Saturday, March 29, 2008

A Sunny Saturday in Toronto (this is no joke, it really happens!)

Bugun Alliance Francaise’den arkadasim Baris ve onun UofT (University of Toronto)’dan arkadasi Alis (read Alice) ile guzel bir early spring Saturday yasadik. Gunesin tepede oldugu ve sicakligin ruzgara ragmen donma noktasinin uzerinde seyrettigi Toronto’nun bu ilk Cumartesi gununde Bloor & Spadina’da bulusmak uzere anlastik. Alis gicir arabasi Subaru ile bizi aldi, High Park’a dogru yollandik. Bugun Toronto hakkinda ogrendigim ilk yeni sey Bloor West’in aslinda Queen West kadar canli ve renkli oldugunu farketmem oldu.

High park’ta kisa bir yuruyus sonrasi aslinda donma noktasinin uzerinde seyreden hava sicakliginin akdenizli kanimizi cok da isitmadigini farkettik. Parkin gobegindeki cafeteria’ya bu yuzden mi yoksa Baris acikti diye mi girdik cok net hatirlamiyorum simdi. Dogu avrupa kokenli bir teyzenin uzerimdeki sweat-shirt’e kompliman’i sonrasi, cok da leziz oldugunu soyleyemeyecegim cheese & bacon sandwichimi kutlettim. Bugun ogrendigim ikinci sey de bir daha bu kafeye gelindiginde alinacak seyin sandwich degil ispanakli borek oldugu oldu (thanks to Alis!).

Hayatimdaki ilk lamayi Peru’ya gittigimde gorecegimi sanirdim hep. Yanilmisim. Bir lama’ya en cok yaklastigim nokta High park’in icerisindeki hayvanat bahcesiydi. Ama yuksek citler sagolsun, Toronto lamalari yuzume tukurmeye tenezzul etmediler. Bizon bolumunu gezerken tezek kokusunun cigerlerimizi isgalinden olacak herhalde, Alis bizonlarin bu citleri devirebilecegini iddia etti! Otoban'da araba kullanma fobisi olan (ama yine de ters istikamette trafige girmeye calisan) bir insan icin "bizonlarin citleri devirebilecegi" endisesi cok da gercekustu gelmedi bana. Aslinda ben o an bizon etinin yenilip yenilmedigini, yeniliyorsa da sigir eti kadar lezzetli olup olmadigini dusunmekteydim. Ama muthis tezek kokusu ve Baris'in vejetaryen olusu, beynimdeki soruyu dillendirmeme musaade etmedi.


High park bizi kesmedigi icin bir de West beach yapalim dedik. Donmus golcuklerin gercekten ne kadar donmus oldugunu bizzat test ettikten sonra (sekil 1A), ne zaman yapilacak bu espri dedigim cumleyi Ontario golu’nun kiyisinda dalga seslerini digicam'ine kaydeden Alis'e Baris sarfetti: “Alis, are you in wonderland?”. Bir gorev de boyle tamamlanmis oldu, rahatladik!

Iki bucuk saat yurudukten sonra donmaya baslayan kanimizi isitmak ve yeni kan hucreleri eklemek icin Greektown’a gidip aksam yemegine oturma kararini gol kenarinda aldik. Hayatimda ictigim en tatli house wine’lardan biri esliginde yaprak sarmasi ve musakka yemek ve evde olmayarak Earth Hour’a katkida bulunmak bugun yaptigimiz en akillica aktivite oldu herhalde. Her ne kadar bulundugumuz Greek restoranda saat 9da baslayan dansoz sovu kacirsak da (!) guzel bir Cumartesi gecirdik dememek icin hic bir sebep yok bence. Sizce?